Close

AMERİKA’NIN UNUTMAYA ÇALIŞTIĞI ADAM: MALCOLM X

Bir mezar taşının yanında yavaşça diz çöktüm… Gözlerim mezar taşına kazınmış harflerde geziniyor: Hajj-Malik el Shabazz Malcolm X… Hemen yanı başında bir isim daha var: Betty S. Yere gömülü halde bulunan mezar taşının geriye kalan binlercesinden hiçbir farkı yok. Malcolm’un Ferncliff mezarlığında yattığına dair gördüğüm o küçük tabela dışında, burada olduğunu belirten hiçbir iz yok. Alabildiğine boşluk, alabildiğine sessizlik. Hislerimi ifade etmem çok zor…

New York’taki mezarına gitmek için kuşlar uyanmadan yola çıktığımda benzin istasyonunda karşılaştığım siyahi çalışanın “Orada ne yapacaksın?” demesini, Washington’da ziyaret ettiğim “National Museum of African American History and Culture” müzesinde Malcolm’un tek bir fotoğrafını bile göremediğimi düşününce iyice sıkılıyorum. Hayatını Afro-Amerikalıların özgürlüğüne adamış bir adamı siyahiler bile hatırlamıyorken beni 10 bin km’den onun mezarını görmeye getiren şey ne? 1.90’lık cüssesiyle mezarından kalkıp beni karşılayacak bir özgürlük savaşçısı beklemekle ben mi hata yapıyorum, yoksa daha 50 sene önce Sam Amca’nın köpekleri tarafından adım adım takip edilen bir öncüyü unutarak Amerikalılar mı hata yapıyor… Sorduğum soruların anlamsızlığını fark edip doğruluyorum. Mırıldandığım ayetleri musafaha edercesine mezar taşına sürüyor ve yeniden buluşmak üzere onunla sözleşiyorum. Elbet görüşeceğiz Malcolm…

Dönüş yolu düşüncelerle geçiyor: Bir ırka, kendileri için nice bedeller ödeyen öncüsünü unutturan şey ne olabilir? Ve kendi coğrafyasında unutulmaya yüz tutmuş bu öncüyü bizim yüreklerimize kazıyan şey nedir?

Bu soruları sorduğum günün üzerinden tam 7 sene geçti. Türkiyeli Müslümanların her geçen gün daha fazla rağbet ettiği bu büyük şehidin hatırası kaybolmayacak şekilde yer etti hafızalarımızda. Yine de 7 sene önce sorduğum soruları başka Müslümanların da sorabileceğini düşünerek, bir de aziz şehidin mirasını yad etmek üzere birkaç kelam etmeyi vazife addediyorum. Amacım Malcolm X’in hayatını özetlemek değil. Bu satırlarda Amerika’nın neden Malcolm’u yaşarken görmezden gelmeye çalıştığı, hayata gözlerini yumduktan sonra ise sistematik şekilde unutturmaya çalıştığını -kısmen de olsa- aktarmak istiyorum. Yine aynı şekilde neden Müslümanların onu çok sevdiğini…

Ümmetin yüz akı olan şehitleri hatırlamaya çalışsak aklımıza bir çırpıda şu isimler gelir sanırım: Şeyh Şamil, Cahar Dudayev, Şeyh Ahmet Yasin, Hasan el-Benna… Elbette sayılabilecek daha birçok isim var. Bu isimleri öncü yapan, onlara şehadete giden yolu açan özelliklerinin başında davalarına olan inançları, sınırsız azimleri, tavizsiz duruşları, bedel ödemeyi göze almaları gelir. Malcolm X de bu özelliklerin hepsini taşıyan bir öncüdür. İslam’la müşerref olmadan önce de sağlam bir karaktere sahip olan bu adam, uğrunda savaşabileceği bir davaya sarıldıktan sonra sistemin en tehlikeli düşmanı haline gelmiştir. O günkü gazeteler, 1960’ların Amerika’sında bir siyahi ayaklanması olursa Martin Luther King gibi siyahi liderlerin orta-üst sınıf siyahilere hitap edeceğini, alt sınıf-getto siyahilerine ise yalnızca Malcolm X’in söz geçirebileceğini yazıyorlardı. Ulaşılması zor, dağınık, sistemden kopuk kitleleri etrafında toplamayı başaran Malcolm, sistemle anlaşmayı reddeden, lütuf olarak verileni hak kazanımı saymayan yapısıyla Amerikan sistemini zorlayacak, gerekirse şiddet kullanmanın meşru olduğunu her fırsatta söyleyecekti.

Onun eleştirileri yalnızca beyaz adama değildi üstelik; sistemle barışık siyahileri “ev zencisi” ilan ediyor, Afro-Amerikalılara kazanım-başarı olarak sunulan şeyleri eleştiriyordu.[1] Olaylar karşısındaki açık sözlülüğü siyahi hak savunucularını dahi rahatsız edecek seviyeye gelmişti. Bugün hala Afro-Amerikalıların tarihinde bir dönüm noktası sayılan ve Abraham Lincoln’ün anıt mezarının bulunduğu yerde on binlerce insan tarafından dinlenen Martin Luther King’in “I Have a Dream” adlı konuşması Malcolm’un mücadelesinde hiçbir şey ifade etmiyordu.[2] Siyahların yıllardır dillendirdikleri ve yüzbinlerce siyahın başkente yürümesiyle Amerikan tarihteki en büyük eyleme dönüşebilecek “Büyük Yürüyüş”, beyaz adam tarafından sulandırılmış ve 1963 yılında beyazların da katıldığı “Büyük bir Şov”a dönüştürülmüştü. Malcolm haklıydı; siyahlar hak kazanmamış, beyaz adam onlara yine lütfetmişti…

Amerika’da kölelik hukuken 1865 yılında kaldırılmış olsa da Jim Crow Kanunları olarak bilinen kanunlar 1950’lilerin sonuna kadar yürürlükte kalmıştı. Siyahların otobüs ve sinemalarda beyazlarla aynı yerde oturamamaları, aynı lokantalarda yemek yiyememeleri, hatta aynı lavaboları kullanamamaları bu kanunlardan yalnızca birkaçı idi. Ezilmişlik, sindirilmişlik psikolojisini üzerlerinden tam anlamıyla atamayan Martin Luther King gibi orta yollu Hristiyan önderlerden farklı olarak Malcolm X, “bir yanağına tokat gelirse sen de bir tokat at” anlayışını benimseyecek ve sistem için ne denli tehlikeli olduğunu gösterecekti. “Nation of Islam” hareketi içindeyken de dövüş kursları açmış ve siyahilerin kendisi korumasının önemini vurgulamıştı.

Geçtiğimiz sene Trayvon Martin adlı siyahinin vahşice öldürülmesinin ardından çıkan “Black Lives Matter” hareketini düşününce Malcolm’un haksız olduğunu söylemek oldukça güç.

Malcolm X’in Amerikan sistemine bu denli düşman olmasını Sam Amca’nın tüm zulümlerine şahit olmasına bağlamak abartılı olmayacaktır. Babasının öldürülmesinden annesinin çıldırtılmasına, okul hayatından hapishaneye, Detroit’te geçirdiği günlerinden New York’taki hızlı zamanlarına kadar siyah bir Amerikalının bu düzende neler yaşayabileceğini bizzat tecrübe etmişti. Malcolm, Amerika’nın diğer siyahi aktivistlerinden farklıydı. Örneğin Martin Luther King (en meşhur siyahi aktivist olduğu için özellikle ondan bahsediyorum) siyahilerin yaşadığı hak ihlallerini Amerika’nın iç meselesi olarak görmekte ve Amerikan devletinden siyah vatandaşlarına yaptıklarına karşılık bir tazminat talep etmemekteydi. Oysa Malcolm X, Amerikan devletinden siyahilere verilecek bir eyalet talep ediyordu.

Amerika’nın Afro-Amerikalılara yönelik hak ihlallerini beyaz adamın dünyadaki zulümlerinin bir parçası kabul ediyor ve konuyu Birleşmiş Milletler’e taşımak istiyordu. Bu düşünce ile Fidel Castro ve sonraki yıllarda Afrikalı liderlerle görüşmeler gerçekleştirmiş ve 22 milyon siyahi Amerikalının durumunu gündem etmeye çalışmıştı. O güne değin siyahileri Amerika çapında bir araya getirebilecek hareketleri tehdit olarak kabul eden ve Marcus Garvey gibi isimleri saf dışı bırakan Amerika için bu yapılanlar elbette kabul edilemezdi. Malcolm X’in yaptığı Amerika’daki siyahileri birleştirmenin ötesine geçmiş, uluslararası bir destek arayışı halini almıştı.

Kennedy suikastiyle ilgili söyledikleri üzerine Elijah Muhammed tarafından susturulan Malcolm X, uzun zamandır planladığı Hac için Mekke’ye gitmişti. Malcolm, Hac ile birlikte Afrika ve Orta Doğu’dan birçok ülkeyi ziyaret etti. “Dar düşünceli insanların her şeyi ne kadar berbat edebildiğini gördüğümden beri ufkumu genişletmek için seyahat ediyorum.”[3] Seyahatleri esnasında FBI tarafından adım adım takip edilen Malcolm, eskisinden daha tehlikeli biri olarak Amerika’ya dönüş yapmıştı; çünkü beraberinde “Gerçek İslam” ile gelmişti:[4] “En göz alıcı aydınlık en koyu karanlıkta görünür. Kaderim… Kader nasıl da değişebiliyor.”[5]

Artık o, rengi fark etmeksizin Amerika’daki herkese yeni bir insan-toplum modeli öneriyor, yaşadıkları tüm sorunların üstesinden İslam kardeşliği ile gelebileceklerini söylüyordu: “Amerika’nın delilere özgü ırkçılık saplantısı ülkenin intiharına zemin hazırlarken ve ülkeyi uçurumun eşiğine yaklaştırırken, inanıyorum ki liselerde ve üniversitelerde genç nesil beyazlar kendi taze, daha az müdahaleye maruz kalmış zihinleriyle ‘duvardaki yazıyı’ görüp manevi kurtuluş için İslam dinine yönelmekle kalmayacaklar, aynı zamanda yaşlı neslin de istikametini değiştireceklerdir.”[6] Bardağı taşıran damla bu olmuştu. Malcolm X, yeni adıyla Malik el-Şahbaz, tehdit olan görülen fikirleri ile örgütlenmeden durdurulmalıydı. Bu sebeple Hacdan dönüşünden yalnızca 16 gün sonra (21 Şubat 1965) karısı ve 4 çocuğunun gözleri önünde şehit edildi, Rabbine kavuştu…

Müslümanların Malcolm X’i bağrına basmasının başlıca sebebi şehitliği olsa da bizim zihnimizde onunla özdeşleşen başka değerler de var. Her şeyden önce, kardeşlik… 20. yy ümmet-i Muhammed için ulus devlet kabusunun çöktüğü bir asır oldu. İslam milleti kavramı yerini renksiz-ruhsuz ırk kavramına bıraktı. Artık hepimizin sınırları, vatandaşlıkları, milli menfaatleri vardı. Böyle bir ortamda Hacc’ın kardeşlik olduğunu, Müslümanların renk, dil, ırk fark etmeksizin kardeş olduğunu Amerikalı bir siyahi haykırdı:

“Cuma namazı: Kalabalık, tüm renkler, birlik içinde rüku ediyorlar… Hayatımda ilk defa beyazların etrafında rengin (ırkın) farkına varmıyorum. Beyazlar beyaz gözükmüyor… İslam gerçekten farkları kaldırdı…”[7]

Hatta bu kardeşliğin emperyal düzeni yıkacağını, Batı dünyasının İslam’ın insan anlayışını duymaya ne denli ihtiyacı olduğunu söyleyerek Müslümanlara yüce dinlerinin tebliği ile vazifeli olduklarını yeniden hatırlattı: “Eğer sadece Hac, tek başına dış dünyaya güzel bir şekilde resmedilmiş olsaydı (öncelikle dış dünyanın psikolojisi göz önüne alınarak) her yıl milyonlarca mühtedi, Müslümanlar arasına dahil olurdu. Buradaki Müslümanlar modern yollara, binalara, okullara (Mescid-i Haram’ın kendisinin bile modernizasyonuna) ihtiyaç olduğunu görüyorlarken, dua ediyorum ki İslam’ı yaymadaki yöntemlerin de modernize olması gerektiğini görürler ve dünya aklının anlayabileceği bir görüntüyü yansıtabilirler.”[8] Bulunduğu coğrafya itibariyle Müslümanların elinin uzanmadığı insanların da İslam’a muhtaç olduğunu hayatı ve duruşuyla gösteren bu büyük şehid, inancındaki ve karakterindeki sağlamlık ile duruş sahibi Müslümanların neler yapabileceğini ispat ederek bu ümmete özgüven kazandırdı. Malcolm X’in şehadetinden sonra dünya düzenine entegre olan ve sistemi domine eden Amerika’nın zulümleri Müslüman coğrafyaları vururken çağın firavunlarıyla mücadele edecek Musaların eksik olmayacağını onun mirasına bakarak hatırladık.

Malcolm X uçlarda yaşayan bir adam olarak geçirdiği hayatını zirvede, şehadetle noktaladı. Vefatının ardından yine iki uç tutumun gölgesinde onu konuşuyor ve hatırlıyoruz: Amerika’nın unutmaya çalıştığı geçmişi Malcolm X ve Müslümanların yüz akı şehid Malik el-Şahbaz… Allah’ın rahmeti üzerine olsun…

“Zulüm kısmak istediği sesi nara yapar ve bazı ölüler, yaşayanlardan daha yüksek sesle konuşur.”


[1] malcolm x house negro vs field negro EV ZENCISI VE ARAZI ZENCISI FARKI – YouTube

[2] I Have a Dream speech by Martin Luther King .Jr HD (subtitled) – YouTube

[3] Malcolm X, Hac Yolunda 1964 Günlükleri, çev. Sena Çalkın, s.3.

[4] Malcolm X Hac dönüşü açıklama yapıyor – YouTube

[5] Malcolm X, Hac Yolunda 1964 Günlükleri, çev. Sena Çalkın, s.26.

[6] Malcolm X, Hac Yolunda 1964 Günlükleri, çev. Sena Çalkın, s.272.

[7] Malcolm X, Hac Yolunda 1964 Günlükleri, çev. Sena Çalkın, s.24.

[8] Malcolm X, Hac Yolunda 1964 Günlükleri, çev. Sena Çalkın, s.44.

Tavsiye Okumalar:

  1. Malcolm X, Alex Haley, İnsan Yayınları, 2008.
  2. Çağa İz Bırakan Önderler Serisi, Malcolm X, Recep Şentürk, 2013.
  3. Öncü Şahsiyetler, Genç Düşünce Yayınları, 2015.
  4. X, Malcolm. Hac Yolunda 1964 Günlükleri. çev. Sena Çalkın. Ekin Yayınları: İstanbul, 2019.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments